3 Mart 2013 Pazar

Uçurtma Avcısı - Khaled Hosseini

   Bu romanı anlatmaya nereden nasıl başlasam hiç bilemiyorum.Bir yerlerde bir söz okumuştum.Tam da hatırlayamıyorum ama. " Kötü insan demek, yalnızca kötülük yapan insan demek değildir.Kötülüğün gerçekleşmesine izin veriyorsan da kötü insansın." Peki bir kötülük yaptıysan bunu nasıl düzeltebilirsin? Pişmanlığın dibine vursan da hayat senden özür dileme hakkını bile aldıysa vicdanınla nasıl başa çıkabilirsin? Üstelik kötülüğe uğrayan kişi , kötülüğe izin verdiğini bilmesine rağmen seni hala koşulsuzca sevmeye devam ediyorsa...
   Temelinde dostluk kavramını işleyen romanlar beni derinden etkiler genelde.Bu romanı okumak için 3 sene beklemiş olduğuma inanamıyorum.Emir'inki kadar büyük olmasa bile en yakınlarımızın başına gelen kötülüklere izin verip vermediğimizi bi' sorgulamalıyız bence.
   Hala okumadıysanız hemen okuyun derim.
Arka Kapak Yazısı: Emir ve Hasan , Kâbil'de monarşinin son yıllarında birlikte büyüyen iki çocuk... Aynı evde büyüyüp , aynı sütanneyi paylaşmalarına rağmen Emir'le Hasan'ın dünyaları arasında uçurumlar vardır: Emir,ünlü ve zengin bir işadamının,Hasan ise onun hizmetkârının oğludur.Üstelik Hasan,orada pek sevilmeyen bir etnik azınlığa , Hazaralara mensuptur.Çocukların birbirleriyle kesişen yaşamları ve kaderleri,çevrelerindeki dünyanın trajedisini yansıtır.
  Sovyetler işgali sırasında Emir ve babası ülkeyi terk edip California'ya giderler.Emir böylece geçmişinden kaçtığını düşünür.Her şeye rağmen arkasında bıraktığı Hasan'ın hatırasından kopamaz.
  Uçurtma Avcısı arkadaşlık,ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman.Babalar ve oğullar,babaların oğullarına etkileri,sevgileri,fedakârlıkları ve yalanları... Daha önce hiçbir romanda anlatılmamış bir tarihin perde arkasını yansıtan Uçurtma Avcısı , zengin bir kültüre ve güzelliğe sahip toprakların yok edilişini aşama aşama gözler önüne seriyor.
  Uçurtma Avcısı'nda anlatılan olağanüstü bir dostluk.Bir insanın diğerini ne kadar sevebileceğinin su gibi akıp giden öyküsü...

15 Şubat 2013 Cuma

Yüzyıllık Yalnızlık - Gabriel Garcia Marquez

  Kitap kardeşliği ile okuduğum ilk kitap Yüzyıllık Yalnızlık'a nasip oldu.Öncelikle kitabın uzun zamana yayılmadan okunması gerektiğini düşünüyorum.Aksi takdirde konuyu hatırlamak zor olabilir.İsimler karışık gelebilir.Endişe etmeyin :). Marquez bizim için soy ağacını da koymuş kitaba.Bu aralar dikkatimi toplama da sorun yaşadığım için ben dönüp soy ağacına bakmadım.Eğer sizde bakmak istemiyorsanız isimleri,zamanı,mekanı önemsemeden okuyun.İsimlere ve zamana takıldığımızda takip etmek zorlaşabilir.Olayları kaçırabiliriz diye düşünüyorum.Okurken oldukça yavaş gitse bile bittiğinde iyi ki okumuşum dediğim bir kitap oldu.En sevdiğim karakter Güzel Remedios. Hepimizin içinde onun gibi özgür bir ruh var.İçimizdeki özgürlüğün dışa vurumu:Güzel Remedios. Amaranta ve Rebeca'ya bir türlü ısınamadım.Sevgide gururdan nefret etmemden dolayı sanırım. Fernando'dan nefret ettim.Kraliçe gibi yetişmiş.Hah!Haspam! Ursula'nın da hakkını yememeli.Garip anam diyesim geldi :)
  Ben mutlaka okunması gereken kitaplardan olduğunu düşünüyorum sonuç olarak.Kitap kardeşliğine ve bu olayı başlatan StylOPuNK ' a teşekkürü borç bilirim.
Arka Kapak Yazısı: " Yüzyıllık Yalnızlık'ı yazmaya başladığımda,çocukluğumda beni etkilemiş olan her şeyi edebiyat aracılığıyla aktarabileceğim bir yol bulmak istiyordum.Çok kasvetli kocaman bir evde,toprak yiyen bir kız kardeş,geleceği sezen bir büyük anne ve mutlulukla çılgınlık arasında ayrım gözetmeyen,adları bir örnek bir yığın hısım akraba arasında geçen çocukluk günlerimi sanatsal bir dille ardımda bırakmaktı amacım.Yüzyıllık Yalnızlık'ı iki yıldan daha kısa bir sürede yazdım,ama yazı makinemin başına oturmadan önce bu kitap hakkında düşünmek on beş,on altı yılımı aldı.Büyük annem,en acımasız şeyleri,kılını bile kıpırdatmadan,sanki yalnızca gördüğü olağan şeylermiş gibi anlatırdı bana.Anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin,onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım.Yüzyıllık Yalnızlık'ı büyük annemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım.Bu romanı dikkat ve keyifle okuyan,hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım.Şaşırmadılar,çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan bir şey anlatmamıştım,kitabımda gerçekliğe dayanmayan tek cümle bulamazsınız."

22 Ocak 2013 Salı

Nietzsche Ağladığında - Irvin D. Yalom

Kitaba doymak diye bir tabir vardır.Bilmiyorum biliyor musunuz.O tabir bu kitap için geçerli.Okudukça doyum, haz aldığım ender kitaplardan biri.İçimdeki felsefe sever kadını ortaya çıkardı.Hem de okurken hiç sıkılmadım.Tam tersi.Hiç bitmesin istedim.Buna benzer bildiğiniz kitap varsa lütfen söyleyin.Nietzsche’yi merak ettiriyor.Daha çok okuyacağım Nietzsche hakkında kitap.
“Düşünceler duygularımızın gölgesidir,ama her zaman daha karanlık,daha boş ve daha sade.”
“Bir kitap bizi alıp diğer kitapların üzerine çıkarmıyorsa o kitabın neresi iyidir?”
“Ona,hakikat aşıklarının fırtınalı ya da çamurlu sulardan korkmayacağını öğretmeye çalışıyorum.”
Ah gelip bana da öğretse ya…

Arka Kapak Yazısı: Yoğun ve sürükleyici olan yeni bir düşünce romanı sunuyoruz:Nietzsche Ağladığında.Edebiyatla da düşünülebileceğini gösteren müthiş bir örnek…
SAHNE
Psikanalizin doğumu arefesindeki 19.yüzyıl Viyana’sı .Entellektüel ortamlar.Hava soğuk.
AKTÖRLER
Nietzsche:Henüz iki kitabı yayımlanmış,kimsenin tanımadığı bir filozof.Yalnızlığı seçmiş.Acılarıyla barışmış.İhaneti tatmış.Tek sahip olduğu şey ,valizi ve kafasında tasarladığı kitaplar.Karısı,toplumsal görevleri ve vatanı yok.İnzivayı seviyor.Tanrı’yı öldürmüş.”Ümit kötülüklerin en kötüsüdür çünkü işkenceyi uzatır” diyor.Daha sonra, “Kendi alevlerinizde yanmaya hazır olmalısınız:Önce külolmadan kendinizi nasıl yenileyebilirsiniz?” diyecek.Ümitsiz.
Breuer:Efsanevi bir teşhis dehası.Ümitsizlerin kapısını çaldığı doktor.Psikanalizin ilk kurucularından.Kırkında,bütün Avrupalaı sanatçı ve düşünürlerin doktoru olmayı başarmış.Güzel bir karısı ve beş çocuğu var..Zengin.Saygın.Hayatı boyunca “ama” pozisyonunda yaşamış biri.
Freud:Breuer’in arkadaşı.Henüz genç.Geleceği parlak.Şimdi yoksul.
Salomé:Erkeklerin başını döndüren kadın.Çekici.Özgür.Evliliğe inanmıyor.bazen aynı anda birçok erkekle beraber oluyor.Sanatçıların ve düşünürleri tercih ediyor.Kırbacı var.
KONU
Bir gün,erkeklerin başını döndüren kadın,Salomé,Nietzsche’den habersiz Breuer’e gelir.”Avrupa’nın kültürel geleceği tehlikede,Nietzsche ümitsiz.Ona yardım edin.” der. Breuer , Salomé’yi tekrar görebilmek umuduyla “peki” der.Böylece varoluşun kader,inanç,hakikat,huzur,mutluluk,acı,özgürlük,irade…ve neden , nasıl gibi en önemli duraklarından geçen bir yolculuk başlar…
Kendisiyle ve hayatla yüzleşmekten çekinmeyenlere…

Işıldayan - Susan Mallery


Hikayesi fazla bilindik geldi bana.Beni çeken müthiş bir kitap diyemem.Cinsel gerilimi çok fazla ve bu rahatsız edici.Daha dozunda olmalı.Sonuçta porno kitabı okumuyorum.Ya da okuyorum da farkında değilim :P Anlatışı pürüzsüz ancak hikâyesi bildik bir aşk hikâyesi.Klâsik.Okuyucu şaşırtacak bir durum yok.Mutlaka okunmalı dediğim bir kitap değil.

Arka Kapak Yazısı: Sıradışı bir parti organizatörü olan Katie Marcelli şamatanın asla eksik olmadığı geniş ailesine çok düşkündür-kronik çöpçatanlıkları onu bezdirmiş olsa da!On sekiz yaşındaki kız kardeşi nişanlandığını ilan ettiğinde Marcelli ailesi nihayet gerçek aşkı kaliteli şarap ve güzel bir yemekle kutlar.Katie kız kardeşi için mükemmel olmasını istediği düğün töreni hazırlıklarına girişir.Tek bir pürüz vardır:Damadın babası avukat Zach Stryker oğlunun genç yaşta evlilik yapmasına inatla karşı çıkar.Yakışıklı ve küstah avukatın cazibesine kapılan Katie ise dikkatli olmak zorundadır:Çünkü Katie ‘yi büyük bir yardım organizasyonu için işe alan Zach , onun geleceğini de elinde tutar.Hem kız kardeşinin kalbini kırabilecek olan bu adama nasıl güvenebilirdi?Marcelli ailesinin kızlarından biri için düğün çanları çalarken tutkulu bir mücadele onu beklemektedir.İradesi güçlü bir erkeğin kalbindeki aile , aşk ve yuva kurmaya dair en derin hisleri canlandırmak hiç kolay olmayacaktır.

Bir Psikoloğun Anıları - Can Hikmet Değirmenci


Belki de hep bir psikolog olma isteğimden dolayı bu kitap dikkatimi çekti.Ve tek solukta okudum.Farklı bir hayata daha tanıklık etmiş oldum.Mutlaka okunmalı diyemem.Ama sürükleyici olduğu kesin.Okusanız da okumasanız da bir şey kaybetmezsiniz.

Arka Kapak Yazısı: Pencereye doğru yürüdüm ve dışarı baktım.Biraz önce dinen yağmur yeniden başlamıştı.”Eylül yağmurları” diye yüksek sesle mırıldandım.Birkaç saniye denizin dalgalarını kamçılayan yağmur damlalarını izledikten sonra pencerenin önünden ayrılarak karşısındaki koltuğa oturdum.Bacak bacak üstüne attım.Amacım büyülü bir trans oluşturarak psikanaliz öncesi dikkatini çekmek ve psikolojik sorunlarının sisli dünyasından koparıp başka dünyaların varlığını hissettirmek…

Zıkkımın Kökü - Muzaffer İzgü


Türk Dili, Türkçe,Edebiyat,Dil ve Anlatım hocalarımız iyi ki varlar bence.Geçen sene öğretmenimizin ödev olarak verdiği ve finalde sorumlu olduğumuz kitaplardan biriydi Zıkkımın Kökü.İsmi çok ilgimi çekmişti.Merakla elime aldığım anı da hatırlarım hala.O kadar doğal bir anlatım ki… Sanki karşımda biri var ve onunla sohbet ediyorum da o esnada bu kitaptakileri anlatıyor gibi havası var.Filmi de çekilmiş sanırım.Ancak izlemedim.Filmini bilemem ama kitabı elinizden bırakmadan okuyacağınıza eminim.

Arka Kapak Yazısı: “Yıl 1933 , aylardan ekim,günlerden 29 ; yani Onuncu Yıl…Cumhuriyetin onuncu yıl dönümü…İşte o gece annem tutturmuş da tutturmuş , fener alayını izleyeceğim diye.Babam yahu avrat ayın günün,sancın mancın tutar,hem bu karınla…demiş.Ama annem hiç öyle coşkulu bir günde evde oturmak ister mi? Komşu kadınlardan biriyle çıkmışlar evden,bir yaşındaki abim de annemin kucağında.Fener alayını eve en yakın izleme yeri , olsa olsa Saathane’nin orası…Nasıl kalabalık , iğne atsan yere düşmez!.. Az sonra bando öteden gözükmüş.Pıstattararaaa…demeye başlayınca,uy anam, annemdeki sancı…Breh , kaldırımda adım atacak yer yok, yan yön insan , gerisi dükkan…Annemi eve dar yetiştirmişler.Tastamam eve geldikten on dakika sonra beni doğurmuş…”
Muzaffer İzgü’nün yaşamöyküsünü anlattığı Zıkkımın Kökü,aynı adla sinemaya uyarlandı.Memduh Ün ile Macit Koper’in senaryolaştırdığı ,yönetmenliğini Memduh Ün’ün yaptığı;Menderes  Samancılar,Meriç Başaran ,Günay Girik ,Elif İnci , Sırrı Elitaş ve Emre Akyıldız’ın rol aldığı “Zıkkımın Kökü” filmi , Hindistan Udaipur Film Festivali’nde Altın Fil Ödülü , Tokyo Film Festivali’nde Asya’nın En İyileri , İspanya’da En İyi Yönetmen ödüllerine değer görülürken ; Adana Altın Koza’da beş ödül birden , Kültür Bakanlığı Ödülü,Paris’te 1994’te Cine Junior en büyük ödülünü de aldı.  

Gelibolu - Buket Uzuner


Tarihi kitaplar genelde pek ilgimi çekmez.Hatta bu kitabı ort okulda dershanemiz zorunlu tutmuştu da öyle okumuştum ilk.Ama inanın ilk okuyuştan sonra kaç kere okudum bilmiyorum.10-15 oldu herhalde.Hiç unutmak istemediğim bir kitap olduğundan belki de.Anlatışı öyle sürükleyici ki…Her okuduğumda bambaşka duygular tattığımı fark ettim.Bu sebeple o kadar çok okudum belki de hiç sıkılmadan.Bir de çok düşünmüştüm gerçek olabilir mi bu diye.Kafa yordum.Sizinde aklınızda soru işareti kalacağına eminim.Tarihe merakınız var ama ağır kitapları okumakta zorluk çekiyorsanız bence mutlaka okumalısınız.

Arka Kapak Yazısı: Çanakkale 2000
Çanakkale Savaşları’nda ölen büyük dedesinin kayıp mezarını aramak için Gelibolu’ya gelen Yeni Zelandalı genç bir kadın ve Çanakkale Milli Parkı’nda bastonuyla dolaşan Türk Nine’nin akıllara durgunluk veren seksen beş yıllık sırrı…
Çanakkale 1915
Osmanlı teğmeni Ali Osman Bey ile Anzak Er Alistair John Taylor ‘ın birlikte insanlığa verdiği dehşetengiz ders…
Tarih kitaplarında yer almasına henüz hiçbir milletin izin vermeye hazır olmadığı büyük insanlık sınavı :Aynı adam aynı savaşta iki düşman ülkede savaş kahramanı olur mu ? Ya da ; Tarih düz okunacak bir metin midir? Ve tarih yeniden yazılmalı mıdır ?
Buket Uzuner , romancılığın doruklarında bir başyapıta imza atıyor.