Kitap kardeşliği ile okuduğum ilk kitap Yüzyıllık Yalnızlık'a nasip oldu.Öncelikle kitabın uzun zamana yayılmadan okunması gerektiğini düşünüyorum.Aksi takdirde konuyu hatırlamak zor olabilir.İsimler karışık gelebilir.Endişe etmeyin :). Marquez bizim için soy ağacını da koymuş kitaba.Bu aralar dikkatimi toplama da sorun yaşadığım için ben dönüp soy ağacına bakmadım.Eğer sizde bakmak istemiyorsanız isimleri,zamanı,mekanı önemsemeden okuyun.İsimlere ve zamana takıldığımızda takip etmek zorlaşabilir.Olayları kaçırabiliriz diye düşünüyorum.Okurken oldukça yavaş gitse bile bittiğinde iyi ki okumuşum dediğim bir kitap oldu.En sevdiğim karakter Güzel Remedios. Hepimizin içinde onun gibi özgür bir ruh var.İçimizdeki özgürlüğün dışa vurumu:Güzel Remedios. Amaranta ve Rebeca'ya bir türlü ısınamadım.Sevgide gururdan nefret etmemden dolayı sanırım. Fernando'dan nefret ettim.Kraliçe gibi yetişmiş.Hah!Haspam! Ursula'nın da hakkını yememeli.Garip anam diyesim geldi :)
Ben mutlaka okunması gereken kitaplardan olduğunu düşünüyorum sonuç olarak.Kitap kardeşliğine ve bu olayı başlatan StylOPuNK ' a teşekkürü borç bilirim.
Arka Kapak Yazısı: " Yüzyıllık Yalnızlık'ı yazmaya başladığımda,çocukluğumda beni etkilemiş olan her şeyi edebiyat aracılığıyla aktarabileceğim bir yol bulmak istiyordum.Çok kasvetli kocaman bir evde,toprak yiyen bir kız kardeş,geleceği sezen bir büyük anne ve mutlulukla çılgınlık arasında ayrım gözetmeyen,adları bir örnek bir yığın hısım akraba arasında geçen çocukluk günlerimi sanatsal bir dille ardımda bırakmaktı amacım.Yüzyıllık Yalnızlık'ı iki yıldan daha kısa bir sürede yazdım,ama yazı makinemin başına oturmadan önce bu kitap hakkında düşünmek on beş,on altı yılımı aldı.Büyük annem,en acımasız şeyleri,kılını bile kıpırdatmadan,sanki yalnızca gördüğü olağan şeylermiş gibi anlatırdı bana.Anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin,onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım.Yüzyıllık Yalnızlık'ı büyük annemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım.Bu romanı dikkat ve keyifle okuyan,hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım.Şaşırmadılar,çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan bir şey anlatmamıştım,kitabımda gerçekliğe dayanmayan tek cümle bulamazsınız."
Adım üstümde KitapKurduEbru! Tam bir kitap delisiyim.Etrafımdaki herkes kitap sohbetimden,evden her çıktığımda mutlaka bir kitapçıya uğramamdan bıkmış durumda.Ama seviyorum.Çünkü farklı hayatlara dokunmamı sağlıyor kitap.Bakın bakalım neler neler okumuşum :)
15 Şubat 2013 Cuma
22 Ocak 2013 Salı
Nietzsche Ağladığında - Irvin D. Yalom
Kitaba doymak diye bir tabir vardır.Bilmiyorum biliyor
musunuz.O tabir bu kitap için geçerli.Okudukça doyum, haz aldığım ender
kitaplardan biri.İçimdeki felsefe sever kadını ortaya çıkardı.Hem de okurken
hiç sıkılmadım.Tam tersi.Hiç bitmesin istedim.Buna benzer bildiğiniz kitap
varsa lütfen söyleyin.Nietzsche’yi merak ettiriyor.Daha çok okuyacağım
Nietzsche hakkında kitap.
“Düşünceler duygularımızın gölgesidir,ama her zaman daha
karanlık,daha boş ve daha sade.”
“Bir kitap bizi alıp diğer kitapların üzerine çıkarmıyorsa o
kitabın neresi iyidir?”
“Ona,hakikat aşıklarının fırtınalı ya da çamurlu sulardan
korkmayacağını öğretmeye çalışıyorum.”
Ah gelip bana da öğretse ya…
Arka Kapak Yazısı: Yoğun ve sürükleyici olan yeni bir
düşünce romanı sunuyoruz:Nietzsche Ağladığında.Edebiyatla da düşünülebileceğini
gösteren müthiş bir örnek…
SAHNE
Psikanalizin doğumu arefesindeki 19.yüzyıl Viyana’sı
.Entellektüel ortamlar.Hava soğuk.
AKTÖRLER
Nietzsche:Henüz iki kitabı yayımlanmış,kimsenin tanımadığı
bir filozof.Yalnızlığı seçmiş.Acılarıyla barışmış.İhaneti tatmış.Tek sahip
olduğu şey ,valizi ve kafasında tasarladığı kitaplar.Karısı,toplumsal görevleri
ve vatanı yok.İnzivayı seviyor.Tanrı’yı öldürmüş.”Ümit kötülüklerin en
kötüsüdür çünkü işkenceyi uzatır” diyor.Daha sonra, “Kendi alevlerinizde
yanmaya hazır olmalısınız:Önce külolmadan kendinizi nasıl yenileyebilirsiniz?”
diyecek.Ümitsiz.
Breuer:Efsanevi bir teşhis dehası.Ümitsizlerin kapısını
çaldığı doktor.Psikanalizin ilk kurucularından.Kırkında,bütün Avrupalaı sanatçı
ve düşünürlerin doktoru olmayı başarmış.Güzel bir karısı ve beş çocuğu
var..Zengin.Saygın.Hayatı boyunca “ama” pozisyonunda yaşamış biri.
Freud:Breuer’in arkadaşı.Henüz genç.Geleceği parlak.Şimdi
yoksul.
Salomé:Erkeklerin başını döndüren
kadın.Çekici.Özgür.Evliliğe inanmıyor.bazen aynı anda birçok erkekle beraber
oluyor.Sanatçıların ve düşünürleri tercih ediyor.Kırbacı var.
KONU
Bir gün,erkeklerin başını döndüren kadın,Salomé,Nietzsche’den
habersiz Breuer’e gelir.”Avrupa’nın kültürel geleceği tehlikede,Nietzsche
ümitsiz.Ona yardım edin.” der. Breuer , Salomé’yi tekrar görebilmek umuduyla “peki”
der.Böylece varoluşun kader,inanç,hakikat,huzur,mutluluk,acı,özgürlük,irade…ve
neden , nasıl gibi en önemli duraklarından geçen bir yolculuk başlar…
Kendisiyle ve hayatla yüzleşmekten çekinmeyenlere…
Işıldayan - Susan Mallery
Hikayesi fazla bilindik geldi bana.Beni çeken müthiş bir
kitap diyemem.Cinsel gerilimi çok fazla ve bu rahatsız edici.Daha dozunda
olmalı.Sonuçta porno kitabı okumuyorum.Ya da okuyorum da farkında değilim :P
Anlatışı pürüzsüz ancak hikâyesi bildik bir aşk hikâyesi.Klâsik.Okuyucu
şaşırtacak bir durum yok.Mutlaka okunmalı dediğim bir kitap değil.
Arka Kapak Yazısı: Sıradışı bir parti organizatörü olan
Katie Marcelli şamatanın asla eksik olmadığı geniş ailesine çok
düşkündür-kronik çöpçatanlıkları onu bezdirmiş olsa da!On sekiz yaşındaki kız
kardeşi nişanlandığını ilan ettiğinde Marcelli ailesi nihayet gerçek aşkı
kaliteli şarap ve güzel bir yemekle kutlar.Katie kız kardeşi için mükemmel
olmasını istediği düğün töreni hazırlıklarına girişir.Tek bir pürüz
vardır:Damadın babası avukat Zach Stryker oğlunun genç yaşta evlilik yapmasına
inatla karşı çıkar.Yakışıklı ve küstah avukatın cazibesine kapılan Katie ise
dikkatli olmak zorundadır:Çünkü Katie ‘yi büyük bir yardım organizasyonu için
işe alan Zach , onun geleceğini de elinde tutar.Hem kız kardeşinin kalbini
kırabilecek olan bu adama nasıl güvenebilirdi?Marcelli ailesinin kızlarından
biri için düğün çanları çalarken tutkulu bir mücadele onu beklemektedir.İradesi
güçlü bir erkeğin kalbindeki aile , aşk ve yuva kurmaya dair en derin hisleri
canlandırmak hiç kolay olmayacaktır.
Bir Psikoloğun Anıları - Can Hikmet Değirmenci
Belki de hep bir psikolog olma isteğimden dolayı bu kitap
dikkatimi çekti.Ve tek solukta okudum.Farklı bir hayata daha tanıklık etmiş
oldum.Mutlaka okunmalı diyemem.Ama sürükleyici olduğu kesin.Okusanız da
okumasanız da bir şey kaybetmezsiniz.
Arka Kapak Yazısı: Pencereye doğru yürüdüm ve dışarı
baktım.Biraz önce dinen yağmur yeniden başlamıştı.”Eylül yağmurları” diye
yüksek sesle mırıldandım.Birkaç saniye denizin dalgalarını kamçılayan yağmur
damlalarını izledikten sonra pencerenin önünden ayrılarak karşısındaki koltuğa
oturdum.Bacak bacak üstüne attım.Amacım büyülü bir trans oluşturarak psikanaliz
öncesi dikkatini çekmek ve psikolojik sorunlarının sisli dünyasından koparıp
başka dünyaların varlığını hissettirmek…
Zıkkımın Kökü - Muzaffer İzgü
Türk Dili, Türkçe,Edebiyat,Dil ve Anlatım hocalarımız iyi ki
varlar bence.Geçen sene öğretmenimizin ödev olarak verdiği ve finalde sorumlu
olduğumuz kitaplardan biriydi Zıkkımın Kökü.İsmi çok ilgimi çekmişti.Merakla
elime aldığım anı da hatırlarım hala.O kadar doğal bir anlatım ki… Sanki
karşımda biri var ve onunla sohbet ediyorum da o esnada bu kitaptakileri
anlatıyor gibi havası var.Filmi de çekilmiş sanırım.Ancak izlemedim.Filmini
bilemem ama kitabı elinizden bırakmadan okuyacağınıza eminim.
Arka Kapak Yazısı: “Yıl 1933 , aylardan ekim,günlerden 29 ;
yani Onuncu Yıl…Cumhuriyetin onuncu yıl dönümü…İşte o gece annem tutturmuş da
tutturmuş , fener alayını izleyeceğim diye.Babam yahu avrat ayın günün,sancın
mancın tutar,hem bu karınla…demiş.Ama annem hiç öyle coşkulu bir günde evde
oturmak ister mi? Komşu kadınlardan biriyle çıkmışlar evden,bir yaşındaki abim
de annemin kucağında.Fener alayını eve en yakın izleme yeri , olsa olsa
Saathane’nin orası…Nasıl kalabalık , iğne atsan yere düşmez!.. Az sonra bando öteden
gözükmüş.Pıstattararaaa…demeye başlayınca,uy anam, annemdeki sancı…Breh ,
kaldırımda adım atacak yer yok, yan yön insan , gerisi dükkan…Annemi eve dar
yetiştirmişler.Tastamam eve geldikten on dakika sonra beni doğurmuş…”
Muzaffer İzgü’nün yaşamöyküsünü anlattığı Zıkkımın Kökü,aynı
adla sinemaya uyarlandı.Memduh Ün ile Macit Koper’in senaryolaştırdığı
,yönetmenliğini Memduh Ün’ün yaptığı;Menderes
Samancılar,Meriç Başaran ,Günay Girik ,Elif İnci , Sırrı Elitaş ve Emre
Akyıldız’ın rol aldığı “Zıkkımın Kökü” filmi , Hindistan Udaipur Film
Festivali’nde Altın Fil Ödülü , Tokyo Film Festivali’nde Asya’nın En İyileri ,
İspanya’da En İyi Yönetmen ödüllerine değer görülürken ; Adana Altın Koza’da
beş ödül birden , Kültür Bakanlığı Ödülü,Paris’te 1994’te Cine Junior en büyük
ödülünü de aldı.
Gelibolu - Buket Uzuner
Tarihi kitaplar genelde pek ilgimi çekmez.Hatta bu kitabı
ort okulda dershanemiz zorunlu tutmuştu da öyle okumuştum ilk.Ama inanın ilk
okuyuştan sonra kaç kere okudum bilmiyorum.10-15 oldu herhalde.Hiç unutmak
istemediğim bir kitap olduğundan belki de.Anlatışı öyle sürükleyici ki…Her
okuduğumda bambaşka duygular tattığımı fark ettim.Bu sebeple o kadar çok okudum
belki de hiç sıkılmadan.Bir de çok düşünmüştüm gerçek olabilir mi bu diye.Kafa yordum.Sizinde
aklınızda soru işareti kalacağına eminim.Tarihe merakınız var ama ağır
kitapları okumakta zorluk çekiyorsanız bence mutlaka okumalısınız.
Arka Kapak Yazısı: Çanakkale 2000
Çanakkale Savaşları’nda ölen büyük dedesinin kayıp mezarını
aramak için Gelibolu’ya gelen Yeni Zelandalı genç bir kadın ve Çanakkale Milli
Parkı’nda bastonuyla dolaşan Türk Nine’nin akıllara durgunluk veren seksen beş yıllık
sırrı…
Çanakkale 1915
Osmanlı teğmeni Ali Osman Bey ile Anzak Er Alistair John
Taylor ‘ın birlikte insanlığa verdiği dehşetengiz ders…
Tarih kitaplarında yer almasına henüz hiçbir milletin izin
vermeye hazır olmadığı büyük insanlık sınavı :Aynı adam aynı savaşta iki düşman
ülkede savaş kahramanı olur mu ? Ya da ; Tarih düz okunacak bir metin midir? Ve
tarih yeniden yazılmalı mıdır ?
Buket Uzuner , romancılığın doruklarında bir başyapıta imza
atıyor.
Bambaşka - Kahraman Tazeoğlu
Bambaşka duygulara soktu bu kitap beni.Kendinizi bulduğunuz
ve kendinizden bir şeyler bulduğunuz kitaplar vardır ya bu kitap o
kitap.Acı çektiriyor ama okutturuyor.”Aşk sahnedeyken , ayrılık kuliste bekler” , “
İşte böyle bir şeysin bende.Hem içimdesin,hem düşecek gibisin.Tıpkı bir nefes
gibi… İçimde tuttuğum sürece benimsin.Bırakırsam gideceksin,bırakmazsam
öldüreceksin.” Daha güzel anlatılabilir miydi? Emin değilim.Her bir sayfada bir
göz yaşını bıraktırdı…
Arka Kapak Yazısı: Kalır gibi gidişlerini izledim önce,sonra
gider gibi kalışlarını…Ve anladım ki ne sen gidebiliyorsun ne ben
kalabiliyorum.Öyle bir hayat yaşıyoruz ki şimdi ; ağlamak gülmenin mâhkumu ,
gülmek ağlamanın gardiyanı gibi sanki…Ve anladım ki ne seninle
ağlayabiliyorum , ne de sensiz gülebiliyorum.
Belki de sen aşka aşıktın , ben üstüme alındım
bilmiyorum.Bir gün gerçekten seni terk edebilecek miyim onu da
bilmiyorum.Üzerine sinen benin kokusunu duymadan yaşayabilecek misin?..Çünkü ,
senden geriye sadece sen kalana dek terk edilmiş olmuyorsun.
İnsan yaşadığı anın değerini yaşadıklarından ötürü değil ,
neler yaşayacağını bilmediğinden ötürü bilmez.Seni çok seviyorum ; bir gün seni
terk etme gücümü kendimde bulup bulamayacağımı bilmeye bilmeye…Anlıyor musun?
Gel ‘biz’ olalım demek kolay…Benimle ‘hiç’ olur musun ?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



